“rahat bırakın mezarında”
Ayşe Özyılmazel de, Oray Eğin de yerinde bir saptamada bulundular. Osman Yağmurdereli’nin vefatının ardından yaşananlar sevinçlerimizin de, kıvançlarımızın da, hüzünlerimizin de sanal olduğunu gösterdi. Kim gerçekten üzüldü, kim sanal üzüldü anlayamadık.
Karısı ve belli ki sevgilisi olduğunu izhar eylemek arzusunda olan bir oyuncu kızımız, rahmetlinin toprağa konduğu, ebedî istirahatgâhına tevdi edildiği gün bile basına röportaj ve ilanlar verebilmiş; onun henüz dinlenceye çekilmiş bedenini çekiştirmeye mıncıklamaya başlamış gözüküyorlar.
Bu demektir ki, birazcık zaman geçince medyada kopacak fırtınayı, şamatayı, miras kapmaları siz seyreyleyin bakalım…
Bu medya ve magazin dünyası o hale geldi ki, kendi yarattığı ne varsa kendini boğsa bile makbuldür; yeter ki reyting yarışından kopmaya…
Osman kardeşimin huzur içindeki ruhunu muazzep kılacak ne varsa bundan sonra korkarım ortaya dökülecek…
Artık bir diziye bile başlarken yapımcılar, medya operatörleri önce internette küçük bir haber veya görüntü dolaştırıyorlar, kitleleri ‘bu, acaba gerçek mi’ diye inandırıyorlar sonra bunun bir dizinin mütemmimi-tamamlayıcı parçası olduğu anlaşılıyor. Böylece gerçek ve sanal olan arasındaki uçurum ortadan kalkıyor. Ve insanlar, sanal olana gerçeğinden fazla itibar ediveriyorlar. Sanalda program ve strateji geliştiren artık hangi boyutta bir güçse, işte o güç(global veya bölgesel) de hedefine ulaşıyor.
Gülsuna günlerdir hepimizi ağlattı. Zorla evlendirilmeye çalışılan şu kız… Şimdi bir dizinin parçası olduğu anlaşıldı.
Şu Ergenekon soruşturmasından önce de Kurtlar Vadisi dizisi konsept değiştirip Şubat Soğuğu misali ilişkiler yansıtmaya başlamadı mı? Aklı başında sandığımız birçok kişi şöyle demedi mi?
“Her şey Kurtlar Vadisi’nde anlatılıyordu.”
Sanırsınız dizi değil haber magazin programı… Ajans…
İster misiniz, Osman Yağmurdereli, yapımcı olarak bütün bunların hatta Bülent Ersoy’un dediği gibi “fevkalâdenin fevkinde” bir yapıma imza atıp karşımıza çıkmasın!
|